Bu sayfamızda Milan Kundera Sözleri yer almaktadır.
Her seçim bir vazgeçiştir.
Gözyaşları en iyi leke çıkarıcıdır.
Ağlama! Ağlat ki, kıymetini bilsinler.
Yüreğin kendi aklı vardır, aklın hiç bilmediği.
Şimdiki zamanı kat ederken gözlerimiz bağlıdır.
Kalbin mantığa sığmayan, apayrı bir mantığı vardır.
Yalnızlık: Bakışlardan kurtulmanın tatlı rahatlığı.
Büyük romanlar daima yazarlarından biraz daha zekidir.
Ben ağlarken yanımda yoksan, ben gülerken gölge yapma.
İnsan, var olan birinin yokluğundan nasıl acı duyabilir?
Erkek hoşlandıktan sonra tanır, kadın tanıdıkça hoşlanır.
Hepimiz unutmak için hızlanır, hatırlamak için yavaşlarız!
Erkek her türlü yazılır, kadın ise parayı görünce yazılır.
Tanrı’yı tanımak ve o’nu sevmek arasında ne çok fark vardır.
Yaşadığı yeri terketme arzusundaki insan mutsuz bir insandır.
Cennete duyulan özlem insanın insan olmamaya duyduğu özlemdir.
Aynadaki bir yansımadan ötürü neden kendine acı çektiresin ki?
İktidar sizi nereden yaralıyorsa, orası sizin kimliğiniz olur.
Kiminle güldüğünü unutabilirsin; ama kiminle ağladığını asla .
Bir adamı gördüğümüzde kitabını anımsıyorsak bu kötüye işarettir.
Bana filozofların değil, peygamberlerin haber verdiği allah gerek.
Ama insanlar birbirlerini sık sık görünce tanıdıklarını sanıyorlar
Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.
zaman korkunç çabuklukla geçiyor ve geçmiş gitgide anlaşılmaz oluyor
Kalbin kendine has nedenleri vardır ki, akıl hiç bir zaman anlayamaz.
Dostluğun, değer olarak tüm öteki değerlerin üstünde tutulmasını özlüyordum.
Peki, ağırlık gerçekten nefret edilmesi, hafiflik de göz kamaştırıcı mıdır.
En çok incittiğimiz kişilerin, aslında en çok sevdiklerimiz oluşu ne garip.
Aşk bir kadının, dilindeki ilk sözcükle şiirsel belleğimize girmesiyle başlar.
Gerçeğin düşten öte, çok daha öte bir şey olduğunu bulup çıkarmak için gelmişti.
Görmek isteyenler için yeterince ışık, istemeyenler için yeterince karanlık vardır.
Bir yapıt oluştururken en son bulduğumuz şey, en başa neyin konulması gerektiğidir.
Çok büyük bir ihtimalle, bir gemiye kaptan olarak, o gemide doğmuş birini seçmeyiz.
Şöhret o kadar tatlıdır ki, onunla ilgili olması kaydıyla, her şeyi severiz ölümü bile.
Attığımız her adıma anlamını veren şey o adım hakkında hiçbir şey bilmememiz gerçeğidir.
Ne istediğini bilmemenin aslında son derece doğal olduğunu anlayıncaya kadar kızdı kendine.
Korkunun kaynağı gelecekte yatar. Kim gelecekten kurtulmuşsa, korkacak hiç bir şeyi yoktur.
Ölümü düşünmek ne kadar tehlikesiz de olsa, ölümü hiç düşünmeden ona katlanmak daha kolaydır.
İnsanlığın bütün sorunları, kişinin tek başına bir odada sessizce oturamamasından kaynaklanır.
İnsan nasıl olur da hem nefret eder, hem de nefret ettiği şeye bu kadar kolaylıkla uyum sağlar?
Yük ne kadar ağır olursa, yaşamlarımız o kadar yaklaşır yeryüzüne, daha gerçek, daha içten olur.
Genellikle, başkalarının bulduğu nedenlerdense kendi bulduğumuz nedenlerle daha kolay ikna oluruz.
En anlamlı bakış, bir çift ıslak gözde saklıdır. Çok şey anlatır; çünkü dil bağlanır, yürek konuşur .
Gerçekten de gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır,bir de sadece geceleri okunabilecek olanlar.
bağırarak sonu çabuklaştırmak mı daha iyidir, yoksa susmak ve böylelikle daha yavaş bir ölümle ölmek mi?
Halimiz gerçekten mutluluk verici olsaydı, kendimizi onun hakkında düşünmekten alıkoyma gereği duymazdık.
İyilikler iade edilebilme sınırı içinde kaldıkça hoşa gider, bu sınırı aşınca şükranın yerini nefret alır.
Bilgili insan, diplomalı olan değil, istediği her şeyi başkalarının hakkını çiğnemeden elde edebilendir.
Güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar.
Düşünce gücümüz arttıkça, özgür insanların çoğaldığını görürüz. Basit insanlar, kişiler arasında bir ayrım görmezler.
Eğer herkes dost sandığı kimselerin bir de kendi arkasından söylemiş olduklarını duysaydı, dünyada pek az dost kalırdı.
Ölüme, yoksulluğa, bilgisizliğe çare bulamayan insanlar, mutlu olmak için bunları hiç düşünmemek gerektiğini anladılar.
Kadın olmak onun seçmediği bir yazgıydı. Seçmediğimiz bir şeye, kendi erdemimiz ya da başarısızlığımız gözüyle bakamayız.
İnsanlar pek çok şeyi öğrenmişler; kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi. Fakat çok basit bir şeyi öğrenememişler insan gibi yaşamayı.
Hatırlanan geçmiş, zamandan yoksundur. Bir aşkı, bir kitabı yeni baştan okur ya da filmi tekrar seyreder gibi yeniden yaşayamazsınız.
Şairlerin, sevgiyi kör olarak göstermeye hiç hakları yoktur: sevginin gözündeki bağ çıkarılmalı ve görme gücü bundan böyle ona geri verilebilmelidir.
Hüzün son duraktayız demekti, mutluluk birlikteyiz demekti. Hüzün biçimdi, mutluluk içerik. Mutluluk hüznün uzamını dolduruyordu.
İlk ihanet onarılmazdır. Başka ihanetlerden oluşan bir zinciri harekete geçirir ve bunlardan her biri bizi ilk ihanetimizden uzaklara, daha uzaklara götürür.
İnsanların yüzüne karşı gerçeği söylemekte ısrar edersen onları ciddiye alıyorsun demektir. Bu kadar önemsiz bir şeyi ciddiye almak ise insanın tüm ciddiyetini kaybetmesi demektir.
Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz;bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz
Bu dünyada gençlik ve güzelliğin bir anlamı yoktu; birbirinin tıpatıp eşi, ruhları görünmez olmuş bedenlerle dolu uçsuz bucaksız bir toplama kampından başka bir şey değildi yaşadığımız dünya.
İnsan yalnızca farkına vardığı şeylerden sorumlu olsaydı, alıklar her türlü hatadan peşin peşin arınmış olurlardı. Ancak azizim, insan bilmekle yükümlüdür. İnsan bilgisizliğinden sorumludur. Bilgisizlik bir hatadır.
Sevdiği kadının fiziksel görünüşünü bir başka kadınınkiyle karşılaştırmak. Bunu şimdiye kadar kaç kez yaşadı! Hep aynı şaşkınlığa düşerek onunla ötekiler arasındaki fark bu kadar az mı? En çok sevdiği varlığın siluetini, benzersiz saydığı bir varlığın siluetini nasıl olur da ayırt edemez.
Dostluk artık, elle tutulabilir kanıtlarla ölçülebilen bir şey değil. Savaş alanında yaralanmış dostu arama ya da kılıcını çekip onu haydutlara karşı koruma fırsatı hiç çıkmıyor. Yaşamlarımızın içinden, büyük tehlikelerle karşı karşıya kalmadan, buna karşın dostlukları da yaşamadan geçip gidiyoruz.
Kendine tek bir soru sor: insan gerçeği ne diye söylemeli? Bizi böyle yapmaya zorlayan ne? Sonra, içtenliği niçin bir erdem olarak görmemiz gerekiyor? Farz et ki, bir balık olduğunu ve bizim hepimizin de balık olduğunu ileri süren bir deliyle karşılaştın. Onunla tartışır mısın? Ona yüzgeçlerin olmadığını göstermek için önünde soyunur musun?
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yaz